Genel

Depresyon Ve İşitme Kaybı Nasıl Bağlantılıdır?

İşitmenizden bir şikayetiniz olmadığı halde depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız tabii ki işitme kaybından şüphelenmenize gerek yok ama hem işitme kaybınız varsa hem de ruhsal olarak kendinizi iyi hissetmiyorsanız dikkatinizi biraz buraya verebilirsiniz. İki durumdan da muzdarip değilseniz bu yazı sizin işitme kayıplı kişilere olan anlayışınızı arttıracaktır.

Eğer işitme kaybınız yoksa biraz hayal ederek işitme kaybı yaşayan kişilerle empati kurmaya çalışalım. Çok gürültülü olan üstüne birde yüksek sesli müziğin çaldığı kafede hemen karşınızda oturan arkadaşınızla anlaşmaya çalıştığınızı hayal edin. İster istemez onla konuşurken sesiniz yükselecek ve bağırarak konuşmaya başlayacaksınız. Aynı zamanda arkadaşınızda bağırarak konuştuğu halde arkadaşınızın bazı kelimelerini anlayamazsınız. Bir şeyler söylediğini duyarsınız ama tam olarak ne söylediğini anlayamaz ona tekrar etmesi için tekrar sorarsınız. İşte bu durum iletişimi giderek zorlaştırır ve o kafede ettiğiniz muhabbet çekilmez hale gelir ve bir an önce orayı terk etmek istersiniz. Herkesin başına zaman zaman gelen bu rahatsız edici durumu işitme kayıplı bireyler sessiz ortamda dahi sürekli olarak yaşıyorlar. Etrafta çekilmez kalabalık bir kafe gürültüsü olmasa da karşılarından söylenilen kelimeleri duydukları halde ne söylendiğini anlayamıyorlar. Bu durum işitme kaybının en rahatsız edici ve en çok gözüken problemidir.

Cümle içerisindeki anahtar kelimelerin yanlış anlaşılması ya da tamamen duyulmaması, konuşma sırasında karşısındakinin sürekli kelimeleri tekrarlaması istenmesi, yanlış anlama korkusundan dolayı tedirginlik ve yanlış anlaşılmalardan dolayı çevredeki insanlarda oluşan alaycılıkların iletişimi zorlaştırması, işitme kayıplı kişiyi yormaya başlar. Sağlıklı iletişime geçilmesi için gereken fiziksel ve duygusal enerji giderek artmaya başlar. İşitme kayıplı kişiler tüm bu sebeplerden dolayı tıpkı sizin o gürültülü kafeyi terk edeceğiniz gibi iletişimi terk etmeye başlarlar ve toplumdan kendilerini soyutlarlar.

Zamanla zorlaşan iletişim bazı bireylerde sinirlenme ve aksi olma durumu da oluşturuyor bazıları ise işitme sorunlarından utanıyorlar. Tüm bu olumsuzluklar birikerek ileriki zamanda depresyona dönüşebiliyor.

İşitme kaybı ve depresyon arasındaki bağlantı yıllardır kabul edilmiştir. Bu konuyla ilgili hemen hemen her çalışma, tedavi edilmeyen işitme kaybının, artan depresyon, endişe ve diğer duygusal bozukluk riskine bağlı olduğunu bulmuştur. Genel popülasyonun sadece yüzde 5’inin depresyon olduğu bilinmesine rağmen, Ulusal Sağırlık ve Diğer İletişim Bozuklukları Enstitüsü’nün yaptığı bir çalışmada, işitme kaybı olanların en az yüzde 11’inin bu bozukluğun belirtileri gösterdiği bulundu.

İşitme kaybının yaşlıları etkileyen en sık görülen üç sorundan biri olduğu göz önüne alındığında, bu araştırmanın endişe verici olması gerekir. Neyse ki, bu çalışmaların çoğu, işitme cihazı takmanın, depresyonun etkilerini tersine çevirmek ve kötüleşmesini önlemek için oldukça etkili bir yol olduğunu bulmuştur.

Yani elimizde bir tedavi var. O da işitme cihazı kullanmak. İşitme cihazları toplumlarda henüz yeni teknolojiler olduğundan kullanmaktan utanan, gözükmemesini isteyen çok fazla işitme kayıplı birey var. Türkiye’de işitme kaybı olup da işitme cihazı kullanma sayısı oldukça düşük. Bu da benim düşünceme ve tecrübelerime göre ülkemizde işitme cihazının halkımız tarafından bir zayıflık belirtisi olarak görüldüğü, işitme kaybının da pek önemsenmediğidir.

Sonuç olarak hiçbir hastalık gibi işitme kaybı da ertelenmemeli, tedavisine en kısa sürede başlanmalıdır. Tedavi edilmeyen işitme kayıplarının geri dönülemez bir şekilde günden güne ilerlediği, işitme kaybı artmasa bile konuşmayı ayırt etme skorlarının zamanla düştüğü çok bilinen bir gerçektir. Ne kadar erken cihaz kullanılmaya başlanırsa o kadar kolay adapte olunduğu ve o kadar çok başarı gösterdiğini her gün tecrübe etmeye devam ediyorum.